12 Mayıs 2016 Perşembe

Sin City: A Dame To Kill For

Birçok devam filmi gibi Sin City: A Dame To Kill For filmi de, benim açımdan beklentileri karşılayamayan bir yapım niteliği kazandı. Aslında devam filmi olmaktan ziyade, ilk filmin konusu baz alındığında aradaki bir dönemin anlatıldığı gerçeğini göz önünde bulundurursak daha çarpıcı olmasını beklediğimi itiraf etmeliyim.
Öncelikle Dwight karakterinin değişmesiyle hayal kırıklığına uğrayıp, ardından da Josh Brolin’in kötü oyunculuğuyla adeta yıkılmış bulundum. Gönül isterdi ki, Clive Owen’ın canlandırdığı Dwight McCarty bu filmde de harikalar yaratsın ama sonuç ortada.
Ava Lord rolü için yapılan seçmelerde onlarca oyuncu arasından seçilen Eva Green, kanımca çok doğru bir seçim olmuş. Rolünün tam anlamıyla hakkını verdiğini altını çizerek belirtmek isterim.
İlk filmde oynamayan Joseph Gordon-Levitt, bu filmde karşımıza Johnny rolü ile çıkmakta. Joseph Gordon-Levitt, filmde performansını en iyi bulduğum Johnny’yi oynarken gerçekten harikulade bir iş çıkarmış. 
Madeni parayla ve kartlarla yaptığı şovları biraz abartılı bulduğum esnada, filmin Sin City olduğunu anımsayıp abartıyla ilgili düşüncelerimden ivedi bir şekilde uzaklaşıverdim.
Oyunculuğunu gayet başarılı bulduğum Michael Clarke Duncan’ın ilk filmden farklı olarak bu filmde rol almayışına ilk olarak şaşırmışken, Dennis Haysbert’in Manute rolünün üstesinden böylesine başarılı bir şekilde gelişini seyrettikten sonra herhangi bir eksiklik hissetmediğimi söyleyebilirim. İlk filmde tanıdığımız Manute karakterinin daha eski zamanlarını görmek keyifli olmakla beraber bir o kadar da şaşırtıcıydı doğrusu. İlk filme nazaran adeta dev gibi ancak şişman bir Manute değil, uzun boylu, iri cüsseli ve gayet formda olan bir Manute karakterini bu filmde seyretme fırsatı bulmak mümkün.
Tıpkı ilk filmde olduğu gibi siyah-beyaz çekilen filmde, yine bazı renkleri canlı bir biçimde görebildiğimiz aynı teknik, gerçek anlamda filme oldukça renk katmış.
Frank Miller ve Robert Rodriguez’in sağ göz takıntısı olduğunu düşünmeme sebep olan sahnelerden bu filmde bolca görebilirsiniz. 
Örnek vermem gerekirse; Marv’ın kullandığı klasik aracın arka koltuğunda yatan Dwight’ın sağ gözünün neredeyse yerinden çıkmış olması, 
Marv’ın kavga ettikleri sırada Manute’un sağ gözünü kendi eliyle söküp çıkarması, 
Mort’un ortağını tam olarak sağ gözünden vurması gibi olaylar filmde en belirgin olanlarıydı.
Christopher Lloyd’un yine bir doktor rolü olan Kroenig ile karşımıza çıkmasının iyi bir tercih olmasının yanında, göz dolduran oyunculuğu da filmin olumlu yönlerinden biriydi.
Değinmek istediğim bir diğer konu ise; Miho karakteri. 
Devon Aoki’nin ilk filmde Miho’yu oynarken adeta performansının doruk noktasına ulaştığı gerçeğini inkar etmek mümkün bile değilken, Sin City: A Dame To Kill For filminde karşımıza Miho olarak çıkan Jamie Chung’ın vasat sayılabilecek oyunculuğu bana Devon Aoki’yi fazlasıyla arattı diyebilirim.
Senatör Roark’un, ölen oğlunun fotoğrafını masasına koyarken, Roark Jr. yerine Yellow Bastard halinin resmini tercih etmesini de hiç anlayabilmiş değilim doğrusu.
Sonuç itibari ile çok etkilendiğimi söyleyemeyeceğim Sin City: A Dame To Kill For filminin pek tatmin edici olmayışının yanı sıra, 102 dakikalık süresi ile de biraz daha uzun olmalıydı tarzında yorumlara sebep olabilecek uzunlukta olduğunu belirtmekte fayda var.

Samet Yavuz Cermenoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder