29 Nisan 2016 Cuma

Spectre

Spectre'ın, izlediğim Bond filmleri arasında en kötüsü olduğunu söyleyemem. Doğrusu o boşluğu Quantum Of Solace iyi doldurmuştu. Ancak yine de belirtmekte fayda var ki; bu filmin de pek fazla ışık saçtığı söylenemez. Filmin bende aceleye getirilmiş bir yapım olduğu izlenimi uyandırdığını çok rahat söyleyebilirim.
Yeni Aston Martin'in çekiciliği bile yeterli düzeyde değildi. Filmde, aracın 3 milyon paundluk bir prototip olduğu vurgulanıyorken, kurşun geçirmez özelliğinin dışında başka bir çarpıcı nitelik taşımayışını ilk olarak garipsemiş bulundum. Ancak, Q'nun eklediği birkaç ilginç buton, aracı bir hiç olmaktan kurtarmış ve de ilgili sahnelere mizah katmış olsa gerek. Bunun yanısıra "Bond Kızı"ndan bahsetme gereği dahi duymuyorum. Ayrıca filmin diyaloglarını da zayıf bulduğumu itiraf etmeliyim. 
Filmde hoşuma gitmeyen bu etkenler, hoşuma giden detayları görmezden gelmeme neden olmadı elbette. Bond M'nin ofisinde rapor verdiği esnada, arka planda çalışan saatlerin tiktak sesleri muazzam nitelikte idi. Ayrıca 007'nin yeni araçla kaçtığı sahnede, Roma şehrinin tüm güzellikleri de izleyiciye sunulan bir göz ziyafetiydi adeta. Diğer filmlere ve karakterin orijinaline sadık kalınarak Bond'un kullandığı silah markası olan Walther PPK ve Daniel Craig'in oynadığı Bond karakterinin tercih ettiği saat markası olan Omega bu filmde de değiştirilmemişti. Bunlara ek olarak, filmde 2-3 kere Bond'un ölen eski aşkı Vesper Lynd'e ve onu hala unutamayışına değiniliyor. 
Spectre genel olarak, belki en kötü Bond filmi değil fakat vasat sayılabilecek bir kalitede olması sebebiyle, filmi izlemeden önce beklentiyi yüksek tutmamak şart. Yine de filmi izlemenin vakit kaybı olmadığını vurgulamakta fayda var. Zira, Spectre sadece James Bond'un filmin finalinde aldığı radikal kararı görmek için bile izlenmeye değer. 

Samet Yavuz Cermenoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder